Döndükçe

Öğlen arasında yemeklerini herkesin evinde yiyebildiği bir kasabaydı. Annem ve arkadaşları dalga geçerlerdi biriyle. Dolgun kalçalarını kıvırırdı kadın. ”Şanzımanlar çelik”’ derlerdi arkasından kıkırdayarak anlamazdım. Sonradan öğrendim çamaşır makinası bir sağa bir sola dönüyormuş, adı da şanzımanlar çelikmiş. Benimkinin hikayesi belli daha uzun pek bir sesli bir o kadar hareketli. Bana Devamı…

Bir Manik Anatomi – Gençlik*

*Serinin ilk yazısını okumadıysanız ; https://www.absurddergi.com/bir-manik-anatomi-cocukluk/ Gözlerimi kapadığımda yeryüzü kayıyordu ayaklarımın altında… Bitmişti işte. Artık babasıyla yeni bir hayata merhaba demişlerdi iki tabak, iki çatal, iki bıçak, birkaç parça kıyafet ve umutsuz ümitlerle. Öncelikle yeni bir ev tutmuşlardı, içini güzelce döşemişlerdi. Birkaç gün sonra hangi liseye gideceği de belli olmuştu. Devamı…

Belli Belirsiz

“O kadar çok esrarengiz olgunun nedenini buluyoruz ki bir şeyin bilinemeyeceğine inanmakta zorlanıyoruz.  Ama yine de “bilinemeyen” / “bilinemeyecek” diye bir şey var. O da karşımıza geçmiş sakin sakin işine bakıyor.” diyor yazar Menchen. Belirsizliğe tahminen ne kadar dayanabilirsiniz? Birkaç hafta, birkaç ay ya da birkaç yıl mı? Peki bizi Devamı…

Geceye Ait

Aslında olay yalnızca bir ruh ya da beden değildi, aidiyet duygusunu hissetmeyi özlemişti.                    Saat kaygısızca 05:59’u gösteriyordu. Henüz uyumamış, düşüncelere daldığından olsa gerek unuttuğu kahvesinden bir yudum aldı. Kahvenin soğukluğu ağzının tadını bozdu, yüzü ekşidi. Tek göz odasında –sanki birini uyandıracakmış gibi ağır adımlarla eşyaların arasından pencereye doğru yöneldi. Devamı…

Bir Manik(!) Anatomi – Çocukluk

Yüksek seslerle bölünmüştü uykusu. Birileri kavga ediyordu. Uyku mahmurluğu içinde gözlerini ovuşturarak yerinden kalktı.Annesiyle babasının sesiydi bu. Sessizce koridordan süzülerek salon kapısının yanında durdu. Biraz dinledi ama konuşulanlara çok da anlam veremiyordu. Annesi sinirle babasına bağırıyordu. Sıkıldı; ama uyumak da istemiyordu. Boya kalemlerini ve resim defterini alarak sessizce kapının yanına Devamı…

Boğaz

İçime çektim lodosla gelen iyot kokusunu, sadece yosun değil boğazın yuttuğu ne varsa ekşimsi bir koku yayıyordu. Köprünün ayakları süslü mezar taşları oluyordu bu durumda. Karşı kıyıdaki abi de camilerin ihtişamını izlerken içinde yerlere kapaklanmış ve kendini şişlemiş insanları hayal ettim. Belki şu an orada değillerdi ama bir zamanlar illa Devamı…

Kum Saati – I

      Hayır olamaz uyuyakalmışım. Hemen saate bakmalıyım. Ah neyse ki tamamen boşalmamış. Ama çok da zamanım var sayılmaz. Ama ya bu yanlışsa ya bütün bu kumlar arada sıkıştıysa ve tam zamana uygun dökülmediyse? Eğer böyle olduysa bu kadar zamanım olmayabilir. Hatta belki de hiç zamanım kalmamış olabilir. Ve büsbütün geç Devamı…

Kağıt Parçaları

Dönüştüğümüz haller  artık kimsenin algılayamayacağı durumda. Ne ben seni anlarım ne de sen beni. Zaten soran da yok içten bir ‘Nasılsın?’ hani cevabı olarak içinde ne varsa dökebileceğin bir ‘Nasılsın?’ Fidellerden bahseden kitaplar; yüksek sesle söyleyemediklerimizi biriktirdiğimiz dipsiz kuyular ve sonunda durumu kişiselleştirip yazmak. Bizi bizden soğutmaya çalışırlar hep. Anlaşılır Devamı…

Özgürlük Sanatı

Puslu bir eylül akşamıydı. Uzaktan gelen gülüşmeler, mutlu kahkahalar her yanı sarmıştı. Yaz tatili bitiyordu; ama hala sokakta oturan insanlar sanki bir yaz akşamından kalma gecede hiç bir dertleri tasaları yokmuşçasına gülüşüyorlardı. Biraz yürüyüş yapmak, soluklanmak istemişti. Yorgun ama mutluluk sarhoşu bir tavırla yürüyordu. Kaldırım taşlarında oturan gençlerin geleceğe yönelik Devamı…

Yol

İlkokuldaki resim derslerimi hatırlıyorum. Klasik bir ev mutlaka bacası tüten, arkasında dağlar ve üzerinde güneş… Bir dere, balıksız olmayan, belki birkaç ağaç, bir çoğumuz bunun alternatiflerini çizerek geçirirdik. Siz diyin hayal gücü ben diyeyim yeteneksizlik. O yaşlarda sokakta oynarken gökyüzündeki bulutlara bakarak simalar çıkarmaya çalışırdım. Uçakların bıraktığı izleri kaybolana kadar Devamı…

RSS
Follow by Email
Instagram