Çölleşmeye Doğu Evrilen Anadolu’da, Yanlış Toprak Yönetiminin Sonucunda Oluşan Kum Fırtınası

Prof.Dr.İbrahim Ortaş tarafından tarihinde yayınlandı

12 views

Polatlı’daki Kum Fırtınası İnsanın Yönettiği Tarım Tekniklerinin Bir Sonucu Olarak Oluştu.

12 Eylül 2020 tarihinde Polatlı’dan başlayıp Ankara’yı saran kum fırtınası birçok yerde, evlerin çatılarının uçmasına, ağaçların devrilmesine, yangınlara ve çok ciddi maddi kayıplara neden oldu. 29 Eylül 2020 tarihinde de Konya’nın Ereğli ilçesinde oluşan toz bulutu, kent merkezinde günlük yaşamı olumsuz etkilediği belirtildı. İklim bilimcilerince bilinen bir doğal olay, ancak iklim değişimleri sürecinde büyük olasılıkla artarak devam edecektir. Binlerce ton toprak ve kum kütlesi bitkilerin olmadığı açık alanlarda esen rüzgârlarca yerinden koparılmakta ve çok uzaklara kadar savrulabilmektedir.

Kum Fırtınasının Tarihsel Nedenleri Altında İnsan Faktörü Bulunmaktadır

Çok uzun zaman önce modelleme çalışmaları ile hazırlanan çölleşme haritasında Türkiye’nin başta İç Anadolu ve doğu Anadolu’sunun önemli bölümü çölleşme riski ile karşı karşıya. Türkiye topraklarının %75’inde de rüzgâr ve su erozyonu sorunu bulunmaktadır. Ayrıca Anadolu coğrafyası üç taraftan levha tektoniği arasında sıkıştırıldığı için arazi yapısı genelde engebeli ve tarım toprağında çok mera alanları bulunmaktadır. Ancak makineli tarımla birlikte tarım toprağı olmayan yaklaşık 44 milyon hektarlık mera alanları bugün 14 milyon hektara düşürülmüş (Toplam cayır-meraların üçte ikisi fazlası tarıma açıldı). Bu şekilde marjinal olarak tanımladığımız tarım alanlarının ağır toprak işleme sonucu toprakta var olan organik maddenin ayrışması (okside olması) sonucu toprak yapısını oluşturacak organik maddenin kalmaması sonucu, bozkırlardaki eğimli arazilerde toprak rüzgâr erozyona açık hale gelmektedir. Bölgenin biricik geçim kaynağı başta koyun olmak üzere küçükbaşların aşırı otlatması sonucu arazinin yüzeyi tamamen çıplak kalmaktadır.  

Genelde kurak iklimlerde ve çöllerde toprakta organik madde ve toprak yüzeyi bitkilerin olmaması sonucu toprağı teksel taneleri (kum silt, kil) bir arada tutacak herhangi bir koruyucu kuvvetin olmaması sonucu toprak partikülleri hızla esen rüzgârların etkisi ile çok uzak mesafelere taşınmaktadır.

İç Anadolu bölgesi özelliklede Konya, Eskişehir, Ankara bölgesinde geçmişte de insanın yanlış toprak yönetimi temelli bir sorundan kaynaklanan bu tür kum fırtınalarının olumsuz etkilerini yaşamışlardır. 1960-70’larda Konya-Karapınar’da kum fırtınası sonuç yolların kumla kaplandığı ve araçların ilerleyemediği, günlük yaşam her yönü ile aksadı, hastalıklar arttı. Karapınar ilçe merkezi ve tarım alanlarının kum yığınları altında kalma tehlikesi belirdi. Bu bağlamda Polatlı’da aşırı sıcaklar sonrası yaşanan bu doğal kum fırtınası ne ilk ne de sondur. Aslında bizim ülkemizin kurumsal hafızası ve kuramsal mekanizması bu tür durumları düzenli kayıt alsa ve kurumlar koordineli çalışsalar bu tür fırtınaların ve doğa olaylarının önüne de geçilir.

Toprak-Su Araştırma Merkezi 60 Yıl Önce Bu Sorunu Çözmüştü

Nihayetinde Konya-Karapınar’da geçmişte yaşanan toprak-kum fırtınaları üzerine Toprak-Su Araştırma Merkezi’nce Karapınar’da kumulların kontrol edilmesi çalışmaları başlatılmış. Tarım bakanlığı bünyesindeki araştırıcıları ağaçlandırma ve perdeleme uyguladıkları çalışma sonucu dünya çapındaki örnek yeşil alanda kum fırtınası durdurulmuş ve bölgede başarılı sonuçlar sağlanmıştır.

Tabii önemli olan yaşananlardan ders çıkarmak ve sebep sonuç ilişkisi içinde soruna çözüm üretmektir. Hocalarımızın Konya’da uyguladıkları bilimsel yöntem ekolojinin ilkelerini uygulamak olmuştur. Karapınar’da yapılan başarılı çalışmada rüzgâr çitleri ve ağaçlandırma ile önlemler alınarak kumul hareketi önemli ölçüde durduruldu. Her şeyden önce mutlaka yer yüzeyinin bitkilendirilmesi gerekir. Mümkünse rüzgâr erozyonunu önleyecek uygun toprak strüktürüne yarımcı olacak saçak kök sistemi ve mikorizalı ve/ya örtü bitkileri araştırmaları yapılmalıdır. Ayrıca su tutma ve iklim değişimlerine neden olan atmosferdeki CO2’nin tutulması bakımından da önemli bir hareket olur ki bu yolla toprağa karbon ve organik madde bağlanmış olur.  

Bütünlüklü bir bakış ile doğal ve özellikle de tarım alanlarının örtüsüz bırakmamak için alana özgü tek ve çok yıllık erozyonu önleyici bitkilendirme çalışmaları hemen başlamalıdır. Yer yüzeyinin bitkilerce başarılı bir şekilde örtülü tutulması için şeritvari ekim uygulamasının yapılması ayrıca önemlidir. Sürdürülebilir ve düşük girdili tarımsal yaklaşımlarda geniş şeritler halinde ekim yaparak ekim nöbeti de sağlanmış olunabilir. Geniş tarım alanlarında tek yıllık tarım yapılan alanların aralarına çok yıllık bitkilerde yerleştirilebilir. Gerektiğinde 8-10 yılda bir yer değişimleri de sağlanarak hem toprak ıslah edilmiş olur hem de rüzgârın hızı frenlenmiş olur.  

Ayrıca kültürel önlem olarak hâkim rüzgâr yönünde perdeleme yapacak sık dikim bazı silvikültür dikimi ağaçlar dikilebilir. Karayollarının etrafında gördüğümüz sunu perdelemeler yapılabilir. Rüzgâr kıran bitki ve perdelemenin mutlaka yapılması ve aralıklarla yapılması rüzgâr erozyonun önlenmesi bakımından ayrıca önemlidir. Özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu gibi kuru tarım alanlarında ekim sistemi içinde şeritler şeklinde ekim dikim önerilebilir.

Bölgenin Diğer bir Sorunu Olan Obrukların Oluşmaması İçin Özel Toprak-Bitki Yönetim Modelleri Geliştirmek Zorundayız

Bölgenin bir diğer sorunu üretim deseninin ekoloji biliminin esaslarına göre düzenlenmemesidir. Başta Konya ve Karapınar bölgesi olmak üzere eski deniz tabanı üzerindeki alanlarda mısır ve şeker pancarı gibi çok fazla su tüken bitkilerin yetişilmesi için derin kuyular ile çekilen taban suyunun yarattığı boşluğun üzerinden su ile doyurulmuş gevşek materyalin ağırlığına dayanamayan yapının çökmesi ile obruklar oluşmaktadır. Yer yer çitçiler bu konudaki şikâyetlerini ve yardım taleplerini ilgili kurumlara bildirmektedirler. Doğal olarak devletin bu tür bitkilerin ekimine ve su çekilmesine müsaade etmemesi gerekir. Mutlaka Jeoloji Mühendisleri, Hidroloji ve Ziraat Mühendisleri odalarındaki arkadaşlarımız bu uyarıları devlet yetkililerine ve çiftçilere yapmaktadırlar.

Benzer durum Güneydoğu Anadolu’da taban suyu yoğun bir şekilde çekilerek pamuk yetiştiriciliği yapılmaktadır. İleride orada da tuzlulaşma ve çoraklaşma sorunu baş gösterecektir.

Son yıllarda dengesiz gelişen yağış rejimi ile toprak su içeriğinin gittikçe azaldığını literatürle biliyoruz. Ülkemizde bu konuda ciddi, uzun erimli çalışmalar yapılmaktadır. Sık sık İç Anadolu, Güneydoğu ve Trakya’da suyun olmaması sonucu çiftçilerin korkusu sonbahar ekimlerini yapamamaktır. Yağışların yetersizliği ve kurak geçen dönem sonunda toprakların su kaybından dolayı killi toprakların olduğu bölgelerde toprakların çatlaması sonucu çiftçiler ekim yapamayacağını dile getirmektedir. Susuzluktan kaynaklanan toprağın sertleşmesi nedeniyle ekim yapmak için tarlalara giremeyen çiftçi gün geçtikçe daha da tedirgin olmaktadır. Bu bağlamda çiftçilerin daha az su tüketen bitkilere yönelmeleri, toprakta su depola veya su hasadı yöntemlerine başvurması, sulama suyu kaynaklarının etkin kullanımı konusunda şimdiden eğitilmesi kaçınılmaz görülüyor. Ayrıca bu konuların esaslı bir şekilde yöneltilmesi gerekiyor.

Gidecek Başka Yerimiz Yok, Ekolojimizin Kıymeti Bilelim

Vatandaşlarımızın da ekolojinin ilkelerine uygun düşen görüşler doğrultusunda üretimlerini gerçekleştirmeleri önerilebilir. Doğanın, ekolojinin müsaade etiği koşullar için toprağın, suyun sağlanma durumuna göre ve ekolojinin sınırları ve gücünün üzerinde bir üretim bekletisine girmeden ve doğayı zorlamadan üretim yapmasını önerilebiliriz. Bu bağlamda bitkisel üretimin bir planlama işi olduğunu ve toprak bitki yönetiminin ekolojinin ilkelerine göre biçimlendirilmesine uygun davranmak gerekir. Yoksa tarihte birçok toplumun başına gelen göç olayları bizim de başımıza gelir. Toprak zayıflar, su olmazsa, üretim olmaz, üretim olmayınca açlık ve arkasından göç olgusu başlar. Ancak artık dünyada göç edilecek tek karış yer kalmadı ve bugün kimse kimseyi kendi etki alnına aldığı yere sokmak istemiyor. Yani, durduğumuz yerde açlıktan kırılırız. Onun için içinde bulunduğumuz doğamızın kıymetini bilelim. Doğanın sınırlarını çok zorlamayalım.

Sorun Toplumun Sağlığı ve Gelişmemizi İlgilendirdiği İçin Devletin Bütünlüklü Çözüm Üretmesi Gerekiyor

Bütün bu ve ileride olası benzer sorunların artarak devam edeceğini düşünerek devletin ve çiftçilerin bütünlüklü bilimsel yöntemlere başvurmaları gerekir. Konu ülkenin gelecekteki iklim sorunları, gıda güvenliğini ve toplum sağlığını ilgilendirdiği için kamusal bir konudur. Devletin bu tür makro sorunları çok yönlü bilim disiplinleri arasında metodolojik yaklaşımlarla sorunlara çözüm üretmelidir. Ülkemizin geçmişte çok başarılı tarımsal kuruluşlarından biri olan Toprak Su teşkilatı maalesef kapatıldı.

Özetle:

Kum fırtınası bölge, nihayetinde bir uygulama soncunda oluştu. Polatlı’daki kum fırtınası, Konya’daki obruk, Güneydoğu’daki tuzlulaşma insanın yanlış yönettiği tarım-toprak-bitki soncunda oluşmaktadır. Toz ve kum fırtınası her ne kadar bir iklim olayı ise de doğrudan arazilerinin yüzeyinin açık bırakılması ile toprak kaybı yaşanmakta ve geleceğin gıda güvencesi olumsuz yönden etkilenmektedir. Konu sanılandan da ciddi olup, insanlık tarihindeki kültürlerin kaybolması ve büyük göçlerin altındaki iklim değişimleri, bitkisel üretim, hayvansal üretim ve gelecekte bu topraklarda var olma sorunudur.

Ne yapılmalı:

Konu ekolojik ancak çözümü eko politiktir. Bu kapsamda yarı-kurak iklim kuşağındaki tarım-toprak ve arazi yönetimi yenden ekolojik ilkelere göre yönetilmeli. Bölge tarıma uygun olmayan alanlar yeniden doğal hayata ve ağaçlandırmaya ayrılmalı. Söz konusu alanların ekolojik yöntemlere göre korunması ve rehabilite edilmesi gerekir. Erozyon önlem çalışmaları hızla başlamalı. Yeniden araştırma ve uygulama temelli çalışmalar için Toprak Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü açılmalı ve Üniversitelerin Ziraat, Orman, Hidroloji ve Jeoloji bölümleri yanında Toprak-Su Kaynakları Orman Bakanlığına bağlı Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Genel Müdürlükleri, ekolog ve fitososyologları ile koordineli olarak çalışılmalı. Fitososyologi, eko-fizyoloji gibi bilimi dallarını ilgilendiren toprak ve iklimle uyumlu olarak bir araya gelmiş bitki birliklerini inceleyen bu birlikteliklerin çevre üzerindeki etkilerini inceleyen gruplarında bu tür bölgelerde istihdam edilmesi yaralı olacaktır. Türkiye’nin en büyük hazinesi olan tarım topraklarını ve geleceğin gıda güvenliğini koruması topraklarının bütünlüklü korumasına bağlıdır.

Prof.Dr.İbrahim Ortaş

Kategoriler: Gündem

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RSS
Follow by Email
Instagram
Bu yazı Toplamda 12 views Okunmuştur.