Düş Ağrısı

Nihan Vardar tarafından tarihinde yayınlandı

140 views

Gözler kapıda, gözler gitmek istemez…

Ev soğuk sıtmalı, bir o kadar sıcak; yuva çünkü. Çocuklar, endişeli bakışlar, öksürük krizleri ve sonunda hastane…

-Abla gidiyorum ben, götürüyorlar beni…

Yalnız bir yolculuğun ilk dakikaları. Alınan ilaçlardan sersemlemiş bir bünye. Hiçbir şeyin farkında değilim sanki. Derken bir test pozitif. Covid-19 diyorlar buralarda, hatta oralarda da . Dünyanın her yerinde. Sonra bekleyiş, tomografi sonucu… Sonuç mu? Bilmiyorum. Annem sordu iyi dedim halbuki bilmiyordum. Sonra ablamlar sürekli kullandığım ilaçları evden almaya gittiler. Dönüşte yetişemediler. Yalnız bindim ambulansa. Başladı yolculuk. Çokça sallantılı geçen yolculuk kısa sürmüştü.

Hastanedeydik…

Önce bir bekleyiş oldu, yerimi hazırlıyorlarmış. İlginç geldi; ama bilmediğimden yapılan bir sürü şey vardı hazırlık için; sonradan öğrendim. Zar zor yürüyordum hasta olduğum için kimse yanaşmıyordu da, en sonunda bir sedyeye yatırdılar ve üzerilerinde koruyucu kıyafet olan bir sürü hemşire, doktor başımdaydı. Beni soydular tepeden tırnağa, sonda taktılar, altımı bezlediler, elektrotlar bağladılar. Sonra kan almalar, iğneler, tansiyon ölçümü, makinalara bağlamalar geldi. Oksijen maskesi takıldı, içine ilaçlar kondu.

Meğer ben bayağı bir hastalanmışım.  

Sonra tekrar test yaptılar. Test için kanı kalın tüpleri dolduracak şekilde kasıklarımdan alıyorlardı. Sanırım hayatımda çektiğim ender acılardandı. Sonuç negatif.  Emin olmak için bir tane daha yaptılar, o da negatifti. Ancak ciğerlerimde sorun vardı. Enfeksiyon, zatürre olmuşum. Ama ben biliyordum kendimi, sürekli sıtmalanıyordum çünkü, iki yıldır bu böyleydi. Tam doktora gitmek için randevu almıştım ki Covid-19 baş gösterdi her yerde ve ben de hastaneye gitmek istemedim. İşte, kendimi korumak için gitmediğim hastaneye koşa sürüne gelmiştim.

Gelelim yoğun bakımda geçen günlere. İlaçtan mı başka şeyden mi bilmiyorum ama uyur uyanık zamanlar geçirdim. İletişim kurabileceğim kimse, okuyup yazabileceğim, izleyebileceğim  herhangi bir şey kısacası yatmaktan başka yapabileceğim hiçbir şey yoktu.O zaman da sık sık uyuyor insan. Bazen sayıklıyor, bazen şarkı söylüyor, bazen ağlıyorsun… Gerçeklik algın karışıyor.

Düşle gerçek arasına sığınıp iyi olmaya çalışıyorsun.

Annenin sesini duyuyorsun bazen sen de sesleniyorsun ‘düş’ sonra sesin yankı yapıyor cevap yok ‘gerçek’…

Tam karşımdaki pencereden manzaramda tepeler birkaç bina ve bir de sürekli sallanan bir kavak ağacı vardı. Adı Covid ağacı oldu, sonra sanki dalları etrafındaki her şeyi yutacakmış gibi sallanıyordu.  Başı, ağzı ve kolları vardı. 6 gün boyunca her akşamüzeri onu izledim. Sonra bir gün bir uçurtma çıkageldi,  hava kararmaya yakındı. Gerçek miydi? Hayal miydi? Bilmiyorum. Sanki birileri uçurtmayı beni mutlu etmek için uçuruyordu. Çocukken babamla birlikte yaptığımız havalı uçurtmaları hatırlattı bana hatta biriyle yarışmada birinci olmuştum. Kimsenin o an beni mutlu etmek için uçurtma uçurduğu yoktu ama ben öyle avutuyordum kendimi. Hava iyice karardı, uçurtma yok oldu.

Sıkıntılı saatler, saniyeler yeniden başlamıştı. Sonra uyku, sonra ilaç, sonra yemek,kabus, hemşirelerim sesleri birbirine karışıyordu. Sonra bir gün ablamı aradılar beni çok seviyormuş ve hep yanımdaymış. Böyle söylemiş Hemşireler bağırıyordu ‘oh be ablasından selam var be’. Ağlıyordum bir yandan da camın diğer yanındaki hemşirelerle okey işareti yapıyorduk.

Aslında beni ilk sevindirişleri değildi bu ilk yattığım gecenin ertesi günüydü anneler günü.

Tüm gün telefonumu istedim, bekledim belki izin verirler diye olmadı. Anneler gününde anneme sesimi duyuramamıştım . Uyuyordum gece 01.30 olmuş hemşire içeri girince uyandım. Vazgeçmemiştim hala soruyordum. ‘Annemi arayabilir miyim?’ ‘Korkmaz mı bu saatte arayınca? ‘ Yok dedim bekliyordur  beni”. Nitekim öyleymiş. Telefonumu verdi hemşire aradım annemi. Ağladı, çok ağladı; ben ağlamadım.  Çok iyiyim dedim, çok iyi bakıyorlar bana burada. Nitekim öyleydi de. İçim eridi, kuş olup uçasım geldi. Kapattık, öküz oturdu göğsüme ama bir taraftan da içim ferahlamıştı. İkisi bir arada karışık hislerdi. Rahatça uyudum ilaçlarımı içtikten sonra…

***

….Günlerdir tuvaletimi yapamıyordum. Çekindim, sıktım kendimi. Tuvalet yok, altın bezli, en sonunda dayanamadım. Temizlerken beni hemşire çok şefkatliydi. Oysa ben ağlıyordum, utancımdan yerin dibine girdim. Mecburdum, başka çarem kalmamıştı.

***

….Yoğun bakımdaki kaçıncı gündü hatırlamıyorum. Bir hemşire geldi ve  annenle baban geldiler çok nazik insanlar bize çiçek getirmişler ne kadar gençler çok şanslısın dediler. İnanmadım önce bir karışıklık olmasın dedim onlar da karantinadaydı çünkü. Meğer özel izin almışlar gelmişler. Tabi ki görüşemedik ama gelmişlerdi canımın içi annem babam beni orada da yalnız bırakmamışlardı. Ağlamaya başladım yine. Zaten sulu gözün teki olmuştum orada …

***

Kaç gün olmuştu bilmiyorum günlerden hangi gündü, saat kaçtı? Kapıya bir doktor geldi ‘servise çıkıyorsun’ dedi inanamadım. Sedyeyle odaya götürdüler. Tek kişilik odaydı. TV, banyo, tuvalet her şey var . Oradaki yatağa geçtim. Herkes çıktı odadan, ayağa kalktım. Başım deli gibi dönüyordu, günler sonra ilk defa ayağa kalkmıştım. Düşerim korkusuyla hemen yattım. Annemleri aradım görüntülü, müthiş şaşırdılar, sonra ablamı sonrası geldi zaten. Hemen eşya hazırlayıp yollamışlar. Güven getirdi. Teslim etmiş, sonra odanın penceresinin altına geldi, telefonla konuştuk. Serserim benim ya motoruyla atlamış gelmiş, koşmak istedim yanına. Ama sadece bu kadarı mümkündü. El salladı, gitti. İyi ki geldi. Yalnız değildim gözlerimle görmüştüm. Artık biraz daha rahattı içim. Hemen getirdiler eşyalarımı, duşa girdim izin alıp. Ayakta zor duruyordum uyumuşum. Sonra hemen telefona sarıldım yine babam, annem, ablam, çocuklar canlarım benim. Arayanı, soranı, yazanı hiç bitmedi gönlümdesiniz, unutulmazsınız.

***

Gün geçti gece oldu Cüneyt Özdemir izliyorum günler öncesi gibi, bitti, uyudum. Sabah 6.45 kahvaltı. Oh mis… Yemekler de güzel ama benim canım bir şeyler çekiyor. Cennetten sosisli mesela; ama içeri alabileceklerini hiç düşünmüyorum. Derken Güven sordu ‘canın bir şey çekiyor mu ?’ diye. Sorduk hemşirelere içeri alıyorlarmış. İşte yine Güven geldi mavi motoruyla bırakmış yemekleri, bir sürü şey almış. Hepsini yiyemedim tabi buzdolabına koydum. Artık serum olmadıkça rahat kalkabiliyordum ayağa. Camdan konuştuk yine. Gitti. Yine erkenden uyumuşum. Hayatımın ilk kişisel gelişim kitabını okuyordum gündüzleri. ‘Adım Adım Mutluluk’. Kitaptan size daha sonra bahsedeceğim buraya sıkıştırmak istemiyorum.

***

….Banyo için izin almıştım yine; ama doktor gelsin gitsin ondan sonra dediler o arada akciğer grafisi çekildi. Bekliyordum . Günlerden pazardı . ‘Taburcusun , eşyalarını topla’ dedi doktor. Şoka girdim.

Hemen annemle babamı, ablamı aradım . Sonra apar topar eşyalarımı topladım. İyi ki de öyle yapmışım. Hemen geldi ambulans, hayatımın en güzel ama en uzun yolculuğu başladı. Güler yüzlü hemşirelerdi. Ambulanstan indiğimde yüzünde maskesi, elinde gülüyle ablam bekliyordu beni kapının önünde. Sonra annem de indi. Sarılamadık belki sımsıkı ama gözlerimiz, kokularımız kavuşmuştu sonunda. Evde olmak harikaydı. İlk günlerde yaşadığım ağlama nöbetlerinin yerini sadece kahve kokusu almıştı şimdi. Kabuslar bitmiş mışıl mışıl uykular vardı.

***

…Tek sıkıntım maske, ev içinde takmak zorundaydım. Ama artık o kural da gevşetildi. Kontrole gittik, akciğerlerim tamamen temizlenmiş. Binlerce kez şükür ki evimdeyim, ailemleyim. Biziz ve iyiyiz. Bu süreçte bana destek olan eşim, dostum, hemşirem, doktorum hepinizi seviyorum.

Hepimiz iyi olalım sağlıkla kalın….

Nihan Vardar

Kategoriler: Gündem

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RSS
Follow by Email
Instagram
Bu yazı Toplamda 140 views Okunmuştur.