Ekoloji-Enerji-Ekonomi (3E) Eksenli bir Yaşam Yönetiminin Gıda Güvencesi ve Ekonomisi

Prof.Dr.İbrahim Ortaş tarafından tarihinde yayınlandı

35 views

Korona Virüsle Mücadelede Bilinçle Gıda İsrafı ve Temizliğe Önem Vermeliyiz ki Gıda Güvencesini Sağlayalım

İçimden “sağ olasın korona virüs yıllardır anlatamadığımız gerçeği bize zorla da olsa öğrettin” diyesim geliyor. Korona virüs hakkında halen çoğunluğumuz olumsuz algıları bulunmaktadır. Virüsü ve doğadaki varlık nedenini çok bilmiyoruz. Mikrobiyoloji bilgimiz her canlının ekosistemde bir yerinin olduğunu, görece yaralı ve zararlı formları olduğunu belirtiyor. Virüs konusundaki tartışmalara katılsak da katılmasak da, korona virüsün öğrettikleri olduğunu dillendirenler de çıkıyor. Yavaş yavaş kokonadan da öğrenilecek bilginin var olduğunu belirtenler de var deniliyor. Doğal olarak virüse karşı aşı ve ilaç geliştirilene kadar benzeri tartışmalar hızı kesmeden daha uzun süre yapılacaktır.

Korona sayesinde gıda güvenliği ve doğanın bizim için gıda ürettiği ve bunda diğer mikro-organizmalarında katısı olduğu gibi ekolojinin yasalarını şimdi bir kısmımız biraz daha iyi idrak ediyoruz. Toprağın, suyun, gıdaların ve çevrenin temiz tutulması gıda güvenliğinin ve sürdürülebilirliğin temel taşlarıdır. Temizlik ve gıdaların israf edilmesi konusunda daha hassas olmamız ve bilinç ile hareket etmemiz gerekiyor. Evet, inancımızın öğrettiği önemli bir ahlaki kural olan “israf haramdır” ifadesini bir diğeri ise “komşusu aç iken tok yatan benden değildir” ifadelerini bu sürede gıdanın tedariki sürecinde yaşanan sorunlar çıkınca israfın ne denli önemli olduğunu daha iyi anladık. Halen de anlamayanlarımızın var olduğunu çöplere atılan gıdalardan anlıyoruz. Ne yazık ki insanın tarihi yolculuğunda yaptığı en büyük hatalardan biri ürettiği gıdaların % 40 kadarını değerlendirmeden çöpe göndermesidir. Çin’de Asyalıların tek bir pirinç tanesini bile çöpe artmadığını görünce bunun ancak bir bilinç ile sağlanacağını daha iyi fark ettim. 

İslam dininin en önemli ahlaki kurallarından olan “Temizlik imandan gelir” sözünü şekilcilik ile anladık. Bu coğrafyada ilk uygarlıkları kuran Sümerlerin önemsediği konuların başında temiz eller ile sofraya oturulmasıdır. Virüs korkusu herkes ciddi olarak el yıkamayı zorunlu olarak öğrendi. Temizlik yalnız virüslü günlerde değil hayatın her alanında geçerli olmalıdır. Umarım bu uygulama içtenlikle benimsenmiş olur. Bir kısmımızın da önerilen dezenfektan maddeler ile ellerini çokça kolonya ile yıkaması sonucu alkolün ellerinin yüzeyini koruyan yağ tabakasını ve mikroorganizmaları uzaklaştırması sonrası ellerde kuruma ve çatlamalar hata sağlık sorunları oluşmaya başladığını görünce dezenfektanlardan da uzak durdular. Bazıları da (ABD başkanı Trump) hızlarını alamayarak vücudumuza dezenfekte enjekte edelim deyiverdi.

Suyun amaca ve ihtiyaca uygun olarak kirletilmeden kullanılması gerekir. Gelecekte yaşayabileceğimiz en ciddi sorunların başında 3E silsilesine göre gıdaya ve temiz suya erişim olacaktır. 

Gıda Güvenliği Yeni Yeni Anlaşılıyor

Uzun zamandır tarımın öneminin sanayi ve teknoloji ile mukayese edilememesi gerektiğini belirtiyorduk. Sanayileşmenin getiresi tarım getirisinden yüksek olabilir ancak tarihsel süreçte yaşanmış veriler dikkate alındığında insanlığın ilk eksikliğini çekeceği sorunların başında gıda yetersizliği gelecektir. Yapılan bütün tartışma ve yorumlarda tarım ve hayvancılığın bütünlüklü olarak ele alınması ve mutlaka desteklenmesinin ihtiyaçtan çok ekolojinin sağlıklı işlemesi ve üretim çarklarının bir birini tamamlaması için vurgulandı. Hayvancılık kırsalda insanların yapması gereken doğal bir iş olarak görüldü. Etkin ve hemen her alanda kendi kendine yeterliliğin öncelikle sağlanması için çok yönlü bir tarım politikası ve stratejisinin oluşturulması gerektiği şimdi daha iyi anlaşılmış durumdadır.

Sanırım Dünyada ve ülkemizde başvurulan en ciddi yanılgı sanılıyor ki toprak uçsuz bucaksız olduğuydu. Toprak gıda üretim ortamı olmanın dışında önemli bir meta olarak (arsa, satılacak tarla, sanayi hammaddesi) görüldü. Çoğu insan için halen buğday ekerseniz tarlaya ilkbaharda hasat eder gerekli gıda güvenliğini sağlarsınız şeklindedir. Günümüzde toprakların verimlilik potansiyelinin tüketildiği ve artık hiçbir kimyasal girdi sağlanmadan ürün alınmayacağı noktasına geldiğimiz yeni yeni anlıyoruz. Tarımın çiftçilerin kendi asıl işi olduğu ve elindeki bitmez tükenmez tarla-toprak ortamında ne ekerse onun bileceği iş olarak görüldü. Ancak son on yılda yaşanan olguları tarımın bütünlüklü olarak makro düzeyde devletinin denetleyici ve gözlemci olarak sürece dahil olmasının gerekliliği daha iyi anlaştı. Tarım-toprak ve bitki ekseninden gıda güvenliği sorunun bütünsel organizasyon ve bir girdi-çıktı planlaması olduğu anlaşılmadı. Tarım politikalarının aynı zamanda kırsal kalkınma plan ve programları ile birlikte yürütülmesi gerekir. Dünyanın ve ülkemizin tarım politikası gıda güvenliği, çevre, sürülebilir kalınma ve sağlığı da içerecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

Gelecekte Olası Küresel Krizlerden Etkilenmemek İçin Gıda Güvenliği ve Sürdürülebilirlik Temel Amaç ve Hedef Olmalıdır

Son korona virüs salgınında en çok yoksulların ve sağlık koşularının yetersiz olduğu yerlerdeki insanların etkilendiği anlaşıldı. Bu tür yanlış algılama ve yönetimler sonucu alt yapısı sağlanmadan kırsaldan insanlar kentlere göç ettirildi. Bu arada köylerin yapısal bütünlüğü ve aile dirlikleri bozuldu. Kırsaldan kente göçü en çok gençlerden oluşurken, köylerin nüfusu yaşlandı. Tarımda çalışan gençler olmayınca milyonlarca tarım toprağı işlenemez halde üretimin dışında kaldı. Kırsaldan kente göç sonrası ilkokulları öğrencisizlikten dolayı kapattırdı. Sonunda köylü yaşlı nüfustan dolayı üretimden koptu. Tarımsal gelenek ve bilgi birikimi ve üretim zinciri zarar gördü. Sanırım insanlık bundan ders çıkarmış ve geleceğe doğanın kurallarını gözetir ve doğa ile barışık yaşarız.

Virüsün Öğrettiklerinden Çıkardığım Ders 3E İlkesine Uygun Hareket Etmektir

Ancak korona virüsün bize öğretilen en ciddi zorunlu ders doğadan kopmamamız gerektiğini öğreti. Tarımın yani gıda güvenliğinin öncelikle sağlanmasının zorunlu olduğunu, sonra gıda dağıtımı üzerinden ekonomik gelişmelere bakmamız gerektiğini hissettirdi. İnsanlığın tarımla başladığı zorunlu Ekoloji-Enerji-Ekonomi (üç E ilkesinin sıralamasını hatırlattı) ilişkisine uygun hareket etmemiz gerektiğini yeniden hatırlattı. 3E ilkesine uygun olarak ekolojinin bileşenleri olan tarım ve gıdanın güvencesinin sürdürülebilirliği üzerinden enerjimizi ve yaşamsal ekonomimizi yeninden bütünlüklü olarak yönetmemiz gerekmektedir. 3E ilkesinin sıralaması içinde yaşamsal aktivitelerimizi sürdürürsek doğayı da, tarımı da, gıdayı da, ekonomiyi de daha iyi yönetiriz. Yoksa doğası bozulmuş bir ekonominin olamayacağını geçmişte uygarlıkların ve kütlülerin tarihten silindiğini biliyoruz. Yaşadığımız bu yeni süreçte konuyu bilinçle ve bilimin ilkeleri ile yeniden organize etmemiz gerekiyor. Mevlana’nın ifadesi ile “ dün dünde kaldı cancağazım, yeni şeyler söylemek gerekir. Evet, yeniden düşünüp doğa-insan temelli, tarımsal sürdürülebilirliği konuşmamız ve uygulamamız gerekiyor.

Prof.Dr.İbrahim Ortaş

Kategoriler: Gündem

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RSS
Follow by Email
Instagram
Bu yazı Toplamda 35 views Okunmuştur.