Işığın Kirli Yüzü, Karanlık Gökyüzü Parkları ve Ülkemizde Konu Hakkında Yapılan Çalışmalar – 1

İlhan Vardar tarafından tarihinde yayınlandı

652 views
Başalan Yaylası Gece Görünümü Fotoğraf : Özgür Ekin Vardar

” Hiç kuşku duymayınız ki az sayıda düşünen özverili vatandaşlar dünyayı değiştirebilirler -zaten bugüne kadar hep böyle olmuştur” Antropolog Margaret Mead

Hava-Su-Toprak kirliliği, elektromanyetik kirlilik, gürültü kirliliği, radyoaktif kirlilik nedir diye sorsak büyük bir çoğunluğumuzun vereceği yanıtlar mutlaka olacaktır. 

Işığın kirli yüzü diye sorduğumuzda ilk aklınıza ne gelir ?

“Işığın da kirliliği mi” olurmuş diye sorarsınız ?  yoksa ……..

100 yıldan daha kısa bir süre önce, herkes başını yukarı kaldırdığında bol yıldızlı muhteşem bir gökyüzünü görebilirdi. Şimdi, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca çocuk yaşadıkları yerde Samanyolu’nu asla göremeyecek.

 Geceleri yapay ışığın artan ve yaygın kullanımı sadece gökyüzü görüşümüzü bozmakla kalmıyor, çevremizi , güvenliğimizi , enerji tüketimimizi ve sağlığımızı da olumsuz etkiliyor?

Işık Kirliliği nedir?

Yapay ışığın uygunsuz veya aşırı kullanımı – ışık kirliliği olarak bilinir. Ya da yanlış yerde, yanlış zamanda, yanlış yönde, yanlış miktarda ışık kullanımı olarak söyleyebiliriz. insanlar, vahşi yaşam ve iklimimiz için ciddi çevresel sonuçlar doğurabilir. Işık kirliliğinin bileşenleri şunları içerir:

-Işık Tecavüzü (Işık Taşması) Işığın istenmeyen ya da gerekmeyen yeri aydınlatması.

– Göz kamaşması: Gözün alışık olduğu aydınlatma düzeyini aşıp görme yetisinin bozulması ve nesnenin görünürlüğünün kaybolması. Eğer ışık kaynağı, aydınlattığı nesneden daha belirgin ise aydınlatma kötüdür.

– Dikine ışık (GökParlaması): Doğrudan gökyüzüne giden ışık. Sözün tam anlamıyla boşa giden, uzayda kaybolan ışıktır. Astronomlar ve gökyüzünü seyretmek isteyen herkes için en kötü ışık kirliliği budur. Işığın atmosferdeki tozlar ve moleküller tarafından saçılması sonucu göğün doğal parlaklığının bozulmasına, artmasına neden olur. Kamaşma ve ışık tecavüzü yaratan armatürler dikine ışık da gönderirler. Şehirlerin üstünde uçaktan görülen ışık denizi, çoğunlukla yukarıya doğru yanlış yönlendirilmiş ışıklardır.

– Aşırı miktarda ışık: Belli bir işin yapılması için gereken aydınlatma miktarını aşan ışık. Fazla ışık her zaman iyi aydınlatma demek değildir.

Işık kirliliği endüstriyel uygarlığın bir yan etkisidir. Kaynakları arasında bina dış ve iç aydınlatma, reklam, ticari mülkler, ofisler, fabrikalar, sokak lambaları ve ışıklandırılmış spor alanları bulunur.

Gerçek şu ki, geceleri kullanılan dış mekan aydınlatmasının çoğu verimsizdir, aşırı parlaktır, kötü planlanmıştır, yanlış konumlandırılmıştır ve çoğu durumda tamamen gereksizdir. 

Işık Kirliliği Ne Kadar Kötü?  

Dünya nüfusunun çoğu ışıkla kirlenmiş gökyüzü altında yaşarken, aşırı aydınlatma uluslararası bir sorundur. Bir şehir veya banliyö bölgesinde yaşıyorsanız, bu tür bir kirliliği görmek için tek yapmanız gereken gece dışarı çıkıp gökyüzüne bakmaktır.

2016’da çığır açan ” Yapay Gece Gökyüzü Parlaklığı Dünya Atlası ” na göre, dünya nüfusunun yüzde 80’i gökyüzü parıltısının altında yaşıyor. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da halkın yüzde 99’u doğal bir gece yaşayamaz!

Işık Kirliliğinin Etkileri

Üç milyar yıl boyunca Dünya’daki yaşam, yalnızca Güneş, Ay ve yıldızların aydınlatmasıyla yaratılan bir aydınlık ve karanlık ritminde var oldu. Artık yapay ışıklar karanlığın üstesinden geliyor ve şehirlerimiz geceleri parlıyor, doğal gündüz-gece düzenini bozuyor ve çevremizin hassas dengesini değiştiriyor. Bu ilham verici doğal kaynağın kaybının olumsuz etkileri soyut görünebilir. Ancak giderek artan sayıda kanıt, parlayan gece gökyüzünü doğrudan ölçülebilir olumsuz etkilerle ilişkilendirir:

  • Artan enerji tüketimi
  • Ekosistemi ve vahşi yaşamı bozmak
  • İnsan sağlığına zarar vermek
  • Suçu ve güvenliği etkilemek

Işık kirliliği her vatandaşı etkiler. Neyse ki, ışık kirliliği ile ilgili endişeler dramatik bir şekilde artıyor. Gün geçtikçe artan sayıda bilim insanı, ev sahibi, çevreci grup ve sivil lider, doğal geceyi yeniden canlandırmak için harekete geçiyor. 

Ülkemizde Işık Kirliliği Önleme Çalışmaları

Peki; Işık Kirliliğini önleme konusunda ülkemizde çalışmalar yapılıyor mu?

Yapılıyorsa bu çalışmalar hangi aşamada?

Ülkemizde Işık Kirliliğini önleme konusundaki çalışmalarTübitak Ulusal Gözlemevi kurucu Müdürü Sayın Prof.Dr.Sn. Zeki Aslan (E)’ın girişimleri ile 1992  TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG) için altyapı çalışmaları ile neredeyse aynı zamanda başlamıştır.

Türkiye’de ışık kirliliğini konu eden ilk yayın:

Işık kirlenmesi ve ışıklandırmada enerji tasarrufu,  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji Tasarrufu SemineriTebliğleri (ZA), 21-22 Ocak 1993. s. 281-284.

Işık Kirliliği (kitapçık),Enerji Bakanlığı EİEİ.,2001

3 Temmuz 1998 de Ankara da TÜBİTAK Merkezi’nde,

19 Ekim 1998 günü Akdeniz Üniversitesi Atatürk Konferans Salonu’nda TÜBİTAK, Enerji Bakanlığı, TEDAŞ, TSE, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Muratpaşa Belediyesi, TEDAŞ Antalya Müessese Müdürlüğü, Karayolları 13. Bölge Müdürlüğü’nün katıldığı Işık Kirliliği toplantıları yapılıyor.

TUG’(Tübitak Ulusal Gözlemevi)’nin girişimi ile,

TUG, İstanbul Teknik Üniversitesi,  Enerji ve Tabii Kaynaklar  Bakanlığı Elektrik İşleri Etüt İdaresi,TEDAŞ, TSE, Karayolları Genel Müdürlüğü elemanlarından oluşan bir ekip, konu hakkında toplumu bilgilendirmek, dış aydınlatma ve armatürler için, diğer ülkelerdekileri, International Dark SkyAssociation(Uluslararası  Karanlık Gökyüzü  Birliği) ve International Lighting Commission (UluslararasıAydınlatmaKomisyonu) önerilerini de , inceleyerek,  standart geliştirmek,teknik şartnamelerin ve yönetmeliklerin gelişen teknolojiye uygun hale getirilmesini sağlamak amacıyla bir “Işık Kirliliği Çalışma Grubu” ve üç alt grup oluşturuyor.

TÜBİTAK Bilim ve Teknoloji Politikaları Dairesi’nin eşgüdümü ve sekreteryası ile,  2001 yılına kadar yapılan çalışmaların sonunda  bir  “Elektrik Dış Aydınlatma Yönetmeliği“  taslağı hazırlanıp 2001 yılında Enerji Bakanlığına sunuluyor.

 2005 yılı başında da Ankara’da TÜBİTAK yönetimi ile yapılan toplantıda konu yine gündeme geliyor..

Tartışmalardan sonra, Başkan Danışmanı sorumluluğunda yeni bir komite oluşturulması kararlaştırılıyor.:

Türk Standatlar Enstitüsü; TEDAŞ; İstanbul Kültür Universitesi;İstanbul Teknik Üniversitesi; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ; TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG)

Yetkililerinden oluşan bu komitenin görevi, daha önce hazırlanan yönetmelik taslağını güncellemek ve Enerji bakanlığına sunulmak üzere bir Işık KirliliğiYasa Tasarısı Taslağı’na  dönüştürmek oluyor..

TÜBİTAK bunu 2005 yılı programına ekliyor..

Maalesef 2006 Ocak sonunda “proje” önceliğini yitiriyor ve  tekrar belirsizliğe bürünüyor.

2009 yılında TUG;  bu yasa tasarısı taslağını güncellerek tekrar TÜBİTAK’a sunar. Bu çalışmalar olurken;

Çekya(Çek Cumhuriyeti)Işık ve Hava Kirliliği Yasası, 1 Haziran, 2002

Slovakya Işık Kirliliği  Yasası , 30 Ağustos 2007

UK Çevre Korum,  Ekim 2007

Fransa Işık Kirliliği Yasası,2009 yürürlüğegirmiştir.

Türkiye’de ışık kirliliği gelişmiş ülkeleridekinin  düzeyine ulaşmadan durdurulabilir, gökyüzü daha fazla aydınlanmadan korunabilir.

Ülkemizde somut çalışmaların başlangıcı

İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından Temmuz 2010’da Türkiye’de gece gökyüzü parlaklığının ölçülmesi başlıklı bir proje başlatılmıştır. Bu projenin amacı; Türkiye’de seçilmiş yerleşim yerlerinde (şehirler, kasabalar, köyler), seçilmiş “karanlık” yerlerde, astronomi gözlemevlerinde ve milli parklarda, doğal yaşam alanlarında geceleyin gök parlaklığını ölçmek ve bu ölçümleri yıldızlı gecelerin doğal gök parlaklığı ile karşılaştırmaktır. Yerleşim yerlerinin gök parlaklığı verilerinden, ışık kirliliğinin ekonomik, çevresel ve kültürel boyutunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

İstanbul Kültür Üniversitesinin sağladığı (SQM) ışık ölçümü cihazları ile kısmi de olsa ülkemizin yukarıda bahsedilen mecralarında ölçümler yapılmaya başlanmıştır.

Ardından Eskişehir ilimizin merkezinde ölçüm yapılarak raporlanmıştır.

İlhan Vardar


4 yorum

İsmail VARDAR · 3 Nisan 2021 12:48 tarihinde

Işık kirliliği olmadan önce beşte güfte sanatçılarımıza gök yüzü ilham kaynağı olmuştur.
Yıldızlı semalarda ki haşmet ne güzel şey
Mehtaba dalıp yar ile sohbet ne güzel şey…..

Benim gönlüm sarhoştur yildızların altında
Sevişmek ne hoştur yıldız ların altında…
Örnekleri çoğaltmak mümkün ama şimdi gök yüzüne bakıldığında ne yazıkki isik kirliliği nı görüyoruz
Senin de gök yüzü sevdan çocukluktan başlıyor rahmetli baba kızla evimizin bahçesinde sırt üstü yatarken ” a baba yıldız gidiyor(peykler) gidiyor,yildiz düştü, şu yıldız bana göz kırpıyor ” diyordun……

    İlhan Vardar · 3 Nisan 2021 22:27 tarihinde

    Evet Ağabey tüm sanatçılara ilham kaynağı idi gökyüzü.

İlhan Vardar · 3 Nisan 2021 22:34 tarihinde

Yazıyı çok beğendim. Elinize beyninize sağlık.
Yorum eklemek istedim, bana URL girin uyarısı yaptı, giremedim.
Şunu yazmıştım:
Yapar ışığın insan sağlığına zararlı kullanımı üzerine bir başlık daha ekleyebiliriz. Örneğin, görme sorunları daha erken yaşlara indi ve katarakt yaygınlaştı. Katarakta sebebiyet veren baş etken, göze gelen ışığın direk ya da göz hizasının aşağısından geliyor olması. Başta televizyonların yeri gittikçe daha aşağıya indi, neredeyse sandalye seviyesinin altındalar.
Yerden gelen ışıklar ve araç farlarının körleştiren beyaza dönüşmesi de etkendir.
Ayrıca ders kitaplarındaki görseller doğal ışıkta çekilmiş fotoğraflar değiller. Işığın yönü ve perspektifi bozuk görseller, orantısız resimler, bir sayfada birden fazla ve değişik uzaklıktan resmedilmiş görseller var. Bu nedenle erken yaşta çocukların gözleri astigmat oluyor. Yeni neslin göz sağlığıyla oynamaya karşı bir toplumsal direnç henüz görmemekteyim, bu da hüzün verici.

Mahiye Morgül

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RSS
Follow by Email
Instagram