Rize’de Geleneksel Şifa Bilgileri

Mahiye Morgül tarafından tarihinde yayınlandı

41 views

Tarihte şifacı (otacı) olarak ünlenmiş kadınlarımızın başına gelenleri de konuşmalıyız. Batılı yazarların diline cadı olarak yerleşmiş ninelerimizi kötülemek için yeni senaryolarla yeni nesillerin önüne koyuyorlar.

Hekate’yi büyücü diye tanıtmaları asırlardır bitmiyor. Oysa bizim için cadı değil halkını korumak için her ilacı yapan, zehirli-zehirsiz her bitkiyi kullanan otacı anaydı.

Onu İstanbul’un koruyucu tanrıçası olarak adlandıran biz idik.  Belli ki orada yaşamış, şifa dağıtmış, baş ilaççı (Koratacı) olmuş, ilaç yapmayı birilerine öğretmiş, tarihe geçmiş, iz bırakmış. Şimdi yer altı mağara araştırmalarında heykellerine ulaşıldığını duyuyoruz. Güzel haber.

Pers şehriydi Bizans. Misinyalı (Anadolu yakasının antik adı) Oğuzlu bilgelerin şehri. Başında hilalle resmedilen ulu analarımızın şehri.  Ay inanışlı bilgelerin Okulu Ayasofya’yı kuran Bicani bilgelerin şehri. Halkın sağlığını korumakla ilahi bir görev yaptığına inanılan Tanrıça Hekate (Hikati) hem İstanbul’u hem antik Bodrum’u koruyordu. Her iki şehirde de anıtları var.

Kolkhis kralı Perses’in kızıydı, yani Pers prensesiydi. Tıpkı Media gibi, tıpkı Kirke(Sirke) gibi, tıpkı Sarı Gelin gibi.

Hıristiyanlığın doğuşu denilen, köleci Roma’nın artık Anadolu’yu sömürmekte zorlandığı MÖ.1yy’da, Mitridate’nin 22 Oğuz boyunu birleştirerek kurduğu Aziz ordularıyla 48 yıl savaştığı dönemde, iki yıl süren Spartaküs köle isyanlarını (MÖ 88) bastırmakta zorlandığı dönemde, Roma’dan borç almayı yasaklayan Mitra inanışını  kendisi önünde en büyük engel gören Roma Krallığı yeni bir din icad etti, bu dine geçmeyenleri dinsiz ilan etti. İlaç yapmayı bilen bilge analar bilge prensesler onlara göre dinsiz ilan edildi, şifahaneler, bilgelik okulları, ve gökbilimevleri yakıldı yıkıldı, bunun için Anadolu’ya sefer üstüne sefer yaptılar. Haçlı seferleri diye bildiklerimiz o zamanki Roma seferlerinin devamıdır. Ne farkı var diyeceksiniz, Çanakkale de aynıdır, İstanbul’un işgali de aynıdır.

Yüz yıl önce, Kuvayi Milliye ruhuyla ayağa kalkıp haçlı saldırganlara direnmek de Mitra kültürüyle aynıdır. Bugün batının bizim milli korumaya dayalı sağlık politikamızı yok ederek bizi ilaç pazarı haline getirmesi de onların Haçlı seferleriyle aynıdır. Öyleyse yine eski sağlık politikamıza dönmeliyiz. Başkasından beklemeden kendi bildiklerimizi paylaşarak bir direnç seti, yeniden Zülkarneyn duvarları örebiliriz, örmeliyiz. Herkes bildiğini başkasına öğretecek, yaparak eline verecek, ilkemiz bu olsun. Yeni Hekateler, Medialar, Sirke Analar, Sarı Gelinler olmalıyız.

Bazı eczaneler kendileri probiyotik koruyucu şuruplar üretmişler, duyuyorum, seviniyorum. Ama daha güzeli insanlar kendi kendine evde bahçesindeki dağındaki ağaçlardan koruyucu ilaçlar yapabilmeli. Malezya ve Rusya gibi bazı Asya ülkelerinde bu eğitimi veren Halk Sağlığı Enstitüleri varmış, bizim onlardan hiç eksiğimiz yok, tıpta tarih birikimi olarak biz en şanslı ülkeyiz, istersek yaparız.

Özgüvenimizi tazeleyelim, Anadolu tarihi öğrenelim. Panzehiri bulan kralın şehrinde olmanın avantajıyla beş adım öndeyiz, herkese anlatalım. Tarihte batıdan bize atılmış iftiraları deşifre edelim. Yeni yazılmış kitap diye her kitabı ciddiye almayalım, birbirimizi uyaralım. Örneğin son aylarda internette Hekate’yi cadı romanına çeviren bir kitap tanıtılıyor. Dikkat edin, elinde meşale, başında hilal var, üç kadın her yöne bakıyorsa bu bizim ilaç dağıtan prensesimiz Hekate’dir.

Muğla’nın Yatağan ilçesine bağlı Turgut Beldesinde 2010 kazı çalışmalarında M.Ö 4. yüzyıla  ait  elbise rozeti olarak kullanıldığı belirtilen Hekate’li bir altın rozet ortaya çıkartıldı.

Hekate’nin diğer tasvirlerinde başından yedi ışık ve elinde meşale vardır. Yine başında ışıkla gördüğümüz Kolkhis kralı Ariştarkos’un da gökbilimle ve tıpla ilgilendiğini düşünebiliriz. Çünkü Tıbbın Tanrısı Niğdeli (Tyanalı) Apollonius da başında ışıkla resmedilmiştir.
Başında ışıkları olan elinde meşaleli kadın heykeli günümüzde Nevyork’ta var. O da aslında Port Sait Paşanın önerisiyle Süveyş Kanalı açılışında Kahire’ye dikilmek üzere 1860’da Fransa’ya sipariş verdiğimiz Asya (Ayda) heykelidir

Adı Almanca Hikati okunuyor. Ona şarkı bestelemiş Faun adlı bir Alman müzik grubu var. Sözleri anlamlı güzel bir şarkı, ona cadı demiyor, yeniden kurtarıcı ol bize diyor, bir daha gelmesini istiyor. İlgilenenlere bağlantı veriyorum: https://www.youtube.com/watch?v=KueQxonr0Ho

Bu Alman müzik grubunun Odin şarkısı da ilgi görüyor. Mitolojik kahraman Odin Türk kökenlidir. Kendi tarihimizden haberli olmak elimizdeki en büyük hazinedir.
İnternette Hekate hakkında araştırma yaparken Binnur Çelebi’nin “Hayat Veren Kadın Hekate’nin Ölüm Veren Cadıya Dönüşümü” adlı doktora tezine ulaştım.
 https://docplayer.biz.tr/110695102-Hayat-veren-tanricanin-olum-tanricasina-donusumu-hekate.html

https://9lib.net/article/hayat-veren-hekate-%C3%B6l%C3%BCm-veren-cad%C4%B1-tanr%C4%B1%C3%A7a-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%C3%BC.oy83xn0q

Önemsediğim bazı bölümleri buraya alıyorum:

Oysa, Hekate’nin 5. yüzyılda önemi gittikçe azalır. Sonunda Hekate, kocakarı imgesine bürünür ve yer altının ve cadıların tanrıçası olur. Tesalya, kadın şifacıları ya da Yunan tarihçilerin yazdıkları üzere cadılarıyla ünlenir (Bayraktar ve Türkmen: 2015: 472). Başlangıçta doğuran, besleyen, büyüten ve bereketi sağlayan insanları hastalıklardan ve kötülüklerden koruyan bu büyük tanrıça zaman içerisinde saygınlığını ve kutsallığını kaybeder. Daha geç dönemlerde denizlerin, yerlerin ve göklerin hâkimi olan Hekate; ölüm, kötü ruhlar ve büyüyle bağdaştırılarak kendisinden korkulan bir cadıya dönüştürülür.”

Hıristiyanlığın yayılmasında İstanbul’u merkez haline getiren Romalı ve Atinalı tefeci bankerler için kral Theodosius çok değerlidir. Mitra inanışını kadınların dini olarak görüyordu. Sırf Mitra dininden vazgeçmedikleri için Selanikli 7 bin kişiyi başlarını keserek öldürttü. Bu bölümü metinden aynen alıyorum:

“380’de İmparator Theodosius, tanrıçanın Eleusis’deki tapınağını, Roma’daki (İstanbul’daki! M.M.) tanrıça tapınaklarını ve Tanrıça Artemis ya da Diana tapınağı adıyla bilinen Batı Anadolu’da Ephesos’taki “dünyanın yedinci harikasını” kapatır. Kadınların dininden nefret ettiği söylenen Theodosius’un, Selanik’te yedi bin kişiyi kılıçtan geçirmesi bu büyük Hıristiyan İmparatorunu her şeyden daha iyi anımsatmaktadır (Stone, 2000: 217-218).”

Adı geçen metinde Hekate’nin doğum yapan kadınlardan, aybaşı sorunu yaşayan kadınlara kadar, ruh hastalarından çocuk hastalıklarına kadar her konuda herkese nasıl şifa dağıttığını öğreniyoruz. Onu neden üç farklı yöne bakan kadın yüzü ile resmettiklerini öğreniyoruz. Üç farklı yöne koşan kadın figürünü Sirakuza sembollerinde de görüyor olmak hiç tesadüf olmasa gerek,  çünkü onlar da Troya’dan göç eden Sirkasya (Kolkhis) kökenli insanlardı.

Her türlü hastaya şifa veren Hekate için aynı metinde şöyle diyor:

“Zehirli ve şifalı bitkilere aşina olmasından dolayı geleneksel tıpla ilgili engin bilgisi olmalıydı. Hekate büyük ihtimalle ruh halini değiştiren ilaçlara da aşinaydı ve hiç şüphesiz şifalı büyü ve sözcüklerin farkındaydı ve taşıyıcısıydı. Ayrıca onun büyülü hediyesini sadece doğum acılarını dindirmek için değil, daha ciddi hastalıklara da yardım eden bir şifacı olduğunu düşünmek o kadar da zor olamaz (Friedman, 2002: 178). Hekate hastalıkları iyileştiren tanrıçadır. Şifacı yönüyle çocuk hastalıklarının uzmanıdır. “Meisoponeros” epitheti ile kötülükleri azaltan, felaketleri hafifleten ruhsal hastalıkları tedavi eden, “Kourotrophos” epitheti ile doğumun yardımcısı ana tanrıça rolündedir.

İnsanların bu kadınlar karşısında hazır ol vaziyetinde durmasını sağlayan sebepler arasında, kadın şaman-rahibelerin boruçiçeği gibi halüsinojenleri ve boğanotu gibi zehirleri kullanabilmekteki becerilerinin bulunması muhtemeldi. Bunun ilk kullanıcısı Hekate olduğu için “Hekateis” olarak adlandırılan, köylülerin “aconite” dediği sıvıdır. Kullanan kişide kısa sürede felç etkisi gösteren oldukça kuvvetli bir zehirdir (Graves, 2010: 455, 686).

Şimdi…

Şapkayı önümüze koyup yeniden düşünelim. Hilal’in kızı “Hekate”lerle aynı coğrafyada yaşıyoruz ve bugün sayısız salgın hastalıkla boğuşuyoruz. Hekate’nin başındaki Hilal’i bayrağında taşıyan bir milletiz. Türk olmak, Anadolulu olmak, hatta Rizeli olmak bize bir tarihi görev yüklemiyor mu?

Mahiye Morgül

Kategoriler: Yaşam

0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

RSS
Follow by Email
Instagram