Sokrates Neden Yazmadı

Murat Mehmet Uğurlu tarafından tarihinde yayınlandı

187 views

Geçenlerde bir vakıfta “felsefe konuşmaları” yapmam önerildi. Kabul edip hazırlıklara başladım. İlk olarak Sokrates’ten başlamaya karar verdim. O günler yazdığım öyküler için bazı yayın evlerinin kapısını çalıp umutsuzca geri döndükçe, ürettiklerinin basılı duruma getirilememesinin verdiği acıyı ve şaşkınlığı yaşıyordum. Kendimle Sokrates arasında paralellik kurdum hemen. Sokrates neden yazılı belge bırakmamış, tek satır yazmamıştı. Bilginin en yüce erdem olduğunu öğütlerken, aynı bilginin kalıcılaşmasının yazmaktan geçtiğini fark edememiş miydi?

Bu gerekçe pek de olası değildi. Babası heykeltıraş, annesi ebeymiş. Varlıklı bir aileden gelmemesine karşın Atina’da ilköğretim parasız ve zorunlu olduğu için iyi de bir eğitim (günün koşullarına göre) almış. Demek ki düşündüklerini yazıya dökecek ölçüde okuma yazma biliyormuş. O halde hangi nedenlerle yazma yolunu seçmemiş, yazı kanalını kullanmamış sorusu takılıverdi aklımın bir köşesine.
.Jimnastik, şiir, astronomi, gramer, matematik öğrenmiş. Baba mesleği olan heykeltıraşlıkta da iyiymiş. Zahmetli olmasına karşın heykel de yapmış ama her nedense yazmayı denememiş.
Hangi akla hizmet için sözlerine ve heykele verdiği önemi yaşamından ve sözlerinin kalıcılığından esirgeyecek kadar tembel davranmış.

Yaz, kış sırtında büyük ve eski bir paltoyla, yalınayak dolaşırmış. “Sokrat’ın nasıl bir hayat sürdüğü bilinmiyor. İş yaptığı duyulmamış, yarını düşündüğü görülmemiş. Öğrencileri sofralarına onur vermesini istediklerinde onlarla birlikte masaya oturur, sağlıklı ve güleç olduğundan, çevresindekiler arkadaşlığından hoşnut kalırdı. Ama karısı ve çocuklarını yüz üstü bırakmıştı; bu yüzden evde rahatı, huzuru yoktu. Karısı Ksantippe’ye göre, Sokrat, bir işe yaramaz tembelin biriydi.” (Felsefe Kılavuzu- Will DURANT)
Buradan çıkardığım ilk sonuç, Sokrates yoksulluğun kurbanı olmuştu. O zamanlar basılı evrak kaç paraya çıkardı ve anlaşılan o ki; hiçbir zaman Sokrates bunu karşılayacak güce sahip olmamıştı. Bu nedenle matbaaların kapısından bile bakmamış olmalıydı. Ama aklından geçirmiştir diye düşünüyorum. Büyük olasılıkla beğenmediği birçok düşünürün kitaplarının çıktığını görünce üzülmüştür bile.

Cemil SENA, Filozoflar Ansiklopedisi’nde “Sabaha dek kadeh çarpıştırılan büyük şölenlerde şarabın etkisiyle konuklar uyuya kaldığı zaman, o, bir kenara çekilir; güneş çıkıncaya dek düşünürdü. Hiçbir çalışma ve yorgunluk onun gürbüz vücudunu sarsmazdı” diyerek tanıtıyor Sokrates’i.
AnaBritannica-Cilt 19 “Sokrates’in kişiliğinin ilk çağ yazarları arasında en çok dikkat çeken yanı mistik tutumuydu. Sık sık kendinden geçerek saatlerce hiç kıpırdamadan dururdu. İçinde bir Daimonion (küçük cin) bulunduğunu, yanlış bir davranışa yeltendiği zaman kendisini uyardığını söylerdi”.

Bunlardan çıkardığım iki sonuç var; birisi, Sokrates’in yazmamayı ilke edindiği. İkincisi ise tembelliğidir. Bedeni ve dimağı çelik gibi sağlam olan birinin tembellik gibi bir hastalığının olması da kuvvetle muhtemeldir. Gerek karısının, gerekse dostlarının anlattıklarına bakılırsa, aylaklık, hırpanilik ve sadece konuşmayı yeğlemesi yazmasının önündeki en büyük engel, tembelliğinin belirgin göstergesidir.
Yine AnaBritannica’da “Retorikte usta olan Sokrat’ın, retorik (hatiplik sanatı) okutmasını Otuzlar yasaklamıştır” notunu görüyoruz. Yasağın nasıl bir bela olduğunu, yazılı belgelerin başa neler getireceğini hepimiz biliriz. Ancak Sokrates’in ölüme ve cezalara karşı olan tutumunu bilince; bu yasağı, yazmasına engel olmaktan fazlaca uzak ve öngörülmeyen ihtimal hanesine alabiliriz.
Ya da Sokrates yazdı ama baldıran zehri ile öldürüldükten sonra eserleri de imha mı edildi?

Murat Mehmet Uğurlu

Kategoriler: Felsefe

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RSS
Follow by Email
Instagram
Bu yazı Toplamda 187 views Okunmuştur.